Ana Sayfa İlişkiler & Cinsellik Grinin Elli Tonu-Kadınlar erotik edabiyatı neden sevdi?

Grinin Elli Tonu-Kadınlar erotik edabiyatı neden sevdi?

131
0
Paylaş
Grinin Elli Tonu-Kadınlar erotik edabiyatı neden sevdi?
Grinin Elli Tonu-Kadınlar erotik edabiyatı neden sevdi?
Vizyonda bir film var: “Fifty Shades Of Grey-Grinin Elli Tonu”. Film, kitaptan uyarlandı biliyorsunuz… 
 
Kendi çalışma pratiğimde, bundan daha birkaç yıl öncesine dek kadın danışanlarımın büyük çoğunluğu ile pornografi üstüne konuşmakta bir hayli zorlanıyorduk. Eşlerinin pornografi izlediğini anlayan veya yakalayan danışanlarım muhteşem bir hiddet ile bunu seansa getiriyorlardı. 
 
veya eşleri, birlikte porno film izleme teklifinde bulunduğunda buna kuvvetle karşısında çıkıyorlardı. İğrenç buluyor, bakamadıklarını söylüyor, utanıyor, konuşmaya bile sabır gösteremiyorlardı. 
 
Son birkaç yılda ne değişti de, terapi seanslarında çiftler birlikte pornografik filmler izleme konusunda daha yumuşak tepkiler vermeye, yurtdışı gezilerinde seks dükkanlarından fantezi oyuncakları aldıklarını daha kolay söylemeye başladılar.
 
Derken, son zamanlarda erotik kitap furyasının tüm dünyada dikkati çekecek şekilde ilgi gördüğünü, satış rekorları kırdığını ve ülkemizde de aynı bir durumun yaşandığını izler olduk. Kitaplardaki ana temalar arzu, aşk ve ağırlıklı olarak seks.
 
Ancak bir adam başına var ama çıktığı günden beri daha önce benzer içerikte yayımlanan kitaplara açık ara ayrım atıp, dünyadaki bayan popülasyonunu peşinden sürükledi; devam serileri de aynı ilgiyi gördü: “Grinin Elli Tonu”.
 
Forumlardan okuduğum kadarıyla, kitapta anlatılan birçok seks içeriği ve fantezisini okuyuculardan bir grup bilhassa erkekler “sapıkça” bulurken, kadınların anında hepsi “adi ve erotik” olduğunu söylüyorlar. “BDSM (bondage, discipline, domination, submission, sadism, masochism)” kavramlarını okuyucu gündemine soktuğu açık açık görülen bu forumlarda, kitaptaki sado-mazoşistik öğeler fazla mu dozunda verilmişti de, okuyucu bunu erotik bir kült olarak benimsedi?
 
Kitabı okurken kurgusunda, erkek kahraman Grey’in efendi ve kadın kahraman Anastasia’nın bir itaatkâr çerçeve içine oturtulduğunu görüyorsunuz ama sadistik beklenti ve uygulamaların şiddetinde de her zaman bir ölçüyü farkediyorsunuz. Derhal burada Psikanalist Rollo May’in bu konu ile ilgili bir görüşüne yer atamak isterim: “Seksi kadınsı bir biçimde kibarlaştırmamız bizi öyle keyfi ve ayrık yapar ancak, cinsel eylemin kolay gücü buharlaşır ve bayan alıp götürülmenin, kendinden geçmenin yaşamsal, temel keyfini yitirir. Genelde orgazm hemen olan lakin bütün sevişmeye eşlik edebilen o düşmanlık ve saldırganlık anının erkek için ne kadar anlamlıysa, kadın için de böylece, hatta daha artı zevkli olan yapıcı bir psikofiziksel işlevi vardır. Buradaki tehlike, saldırganlığın kendisini çok pozitif ortaya koymasıdır.”
 
Cinsellik için biraz agresyona gereklilik var mı? veya cinsellik kendi içinde agresyonu barındırır mı? 
 
Yukarıda Rollo May, “Seksi kadınsı bir biçimde kibarlaştırmamız bizi ayrık yapar ve alınması gereken keyfi kaçırır” diyor. Yani bayan-erkek diyalektiğinde cinsel arzunun; erkeğin çekip alma, hükmetme, yön belirleme ekseninde ortak alışveriş ve bırakılma ile beslendiğini ima ediyor.
 
Fiilen biz terapistler de biliriz ki, olumsuz olan çıkmadıkça iyi olanın çıkmayacağını, evlilik terapisinde çiftler birbirine kızıp, hakaret ederken -alttan sevgiye dair duyguların çıkacağını bildiğimiz için- önce olumsuzun konuşulmasına müsade verilmesi gerektiğini biliriz. Eşini kesintisiz suçlayan ve mutsuzluğunu dile getiren bayan sonra, “ama onu seviyorum” der, hiddet çıkmış sevgi açıklama edilebilir hale gelmiştir.
 
BU ROLLER NEDEN BENİMSENİYOR?
 
Bu üçlemede, okuyucu acaba ne ile özdeşleşti: Seks? Sado-mazoşizm? Aşk? Sahiplenilme? Lüks hayat?
 
Demin 30’una bile gelmemiş, son derece yakışıklı, başarılı, varlıklı, dinç, kudretli bir adam Christian Grey’in, kadınların mükemmel erkek mitine oturduğu belli. Yazan, Christian Grey’i efendi statüsüne koyup, Anastasia’yı ise itaatkâr olarak konumluyor. Erkeğin sadist, kadının mazoşistik özelliklerine şive yapan kitapta, kadının erkeğin hükmetme ve belirleyici olma özelliklerine doğru eğilimi ile ilişkide tencere-kapak örneğine yerinde bir koşul ortaya çıkıyor.
 
Psikanalist Paul Verhaeghe’ye göre, çiftler biraraya geldiklerinde göründüğü kadarıyla olarak birbirini tamamlayan iki fantezinin karşılaşması vardır; iletişim ara sıra fevkalededir. Birisi öbür için fantezidir.
Peki öyleyse fantezilere niye sahibiz?
Freud; alışılagelmiş veya nevrotik herkesin yaşamında sapık eğilimlerin veya geçici sapık eylemlerin veya hiç değilse fantezilerin ortaya çıktığını, sapkınlıkların kökenini çocukluk fantezisinden aldığını ileri sürer. 
 
Bunun ya gelişimdeki bir duraklamaya ya da regresyona ast olabileceğini de psikiyatri literatürü söyler. Buradan yola çıkarsak okuyucuda sado-mazoşist öğelerin karşılığı ne?
Okuyucuda uyanan merakı tamir etmek namına, kitapta Grey’in sadistik cinsel ilişki kurma tarzını anlamaya çalışırsak; sadistik öğeler taşıyan cinsel zevkin temelinde yatan duygu, kişinin kendisini enerjik olduğuna inandırması gerekliliğidir. 
 
Kendi kastrasyon korkusuyla başaçıkabilmenin yolu eşini korkutmaktır. Eşin güçsüzlüğünden hoşgörü alırlar çünkü bu güçsüzlüğün belirttiği “ondan korkacak birşeyim değil” fikri korkuyla bloke olacak zevkini yaşamaya olanak sağlamaktadır.
 
Kurbanına kendisini zor kullanarak sevdirmeye çalışan sadistin aradığı aşk, ‘narsisistik bir destek’ anlamı olan ilkel bir sevgidir. Yani fiilen sadistin yönelimi korkusuna aleyhinde emniyet elde etmektir, bunu da korkutarak yapar.
 
Romanın erkek kahramanının karşısında itaatkâr olan bayan figürü Anastasia Steel’e gelince; daha yeniden kırmızı odanın büyüsüne kapılan, seks oyunlarının şiddetine zevkle karşılık veren, yoklama manyağı Grey’in dominasyonlarına boyun eğen profiliyle mazoşizm koltuğuna oturuverir.
 
Freud’un mazoşizmi çevreden kendine dönmüş, yani bir objeden regresyon yoluyla egoya yönelmiş bir sadizmden kaynak aldığı yönünde görüşleri, sadizmin suçluluk duyguları sonucu mazoşizme dönüştüğünün ifadesidir. Korkulan şeyin şımartma verici bir biçimde tasarımsal olarak önceden yaşanması, herhangi bir anksiyete ile savaşmayı sağlar.
 
Tıpkı bazı sadistlerin kendilerine eziyet edebileceği fikrini yadsımak ereğiyle başkalarına eziyet etmesi gibi, mazoşistler de beklenmedik bir biçim ve derecede ızdırap edilme olasılığını yok etmek için kendilerine eziyet ederler.
 
Mazoşistler, orgazma varmak yetenekleri dobra dobra anksiyete ve suçluluk duyguları ile bozulmuş kimselerdir. Son şımartma yeteneğini bloke eden korkuyu gidermek için gelişmiş, karışık fanteziler kurarlar. Kişinin başına gelecek şeyin şımartma vermesi için önceden düzenlenmesi zorunluluğu karakteristiktir. Mazoşistler sürprizlerden korkarlar, fakat ne olacağını evvelden bildikleri sürece korkularını denetleme edebilirler.
 
Erotik anlatımlara sado-mazoşist eklemeler yaparak, bu fanteziler bir hikâye kurgusu içinde okunduğunda daha mı erotik geliyor kadına? Bu sahneler salt pornografi görselliği ile verilse, benzer etkiyi yaratır mı? 
 
Sahiplenilmeyi kadının, tüm hayatını kapsaması olarak istediğini haberdar olan yazarın devam serilerini yazarak aşk ve evlilikle de süslediği romanı, kadına sunulan iyi bir paket gibi görünüyor.
 
Oysa daha önemli bir konu var: Kitapta erkeğin yani yakışıklı ve enerjik Grey’in Anastasia’ya olan şiddetli arzusu, okuyan tüm kadınları etkileyen en manâlı konudur. Nihai olarak kadın erkeğin “arzu”su peşindedir. Erkekle yarış halinde akıntı edecek seksüel teknikler, bayan cinselliğinin merkezinde değildir. Lakin kabul etmeliyiz ki ülkemizde de bu erotik, sado-mazoşistik romanlar serisine kadınlar kendilerini fazlasıyla kaptırdılar. Kitapta sözü edilen fantezi oyuncaklarını örneğin topları, kadınların alıp kullandığı ve eşlerinin bundan büyük keyif aldığını anlatmaları kulaktan kulağa yayılıyor.
 
Evet, ne oldu oysa? Birdenbire kadının fantezilerini mi patlattı bu kitap?
 
CİNSEL YAŞAM DEĞİŞİYOR
 
Sosyolog Antony Giddens’a tarafından, “Derin dönüşümler geçiren toplumsal dünyada kadının cinsel kimliğini algılaması, hissetmesi ve ifade etmesi de değişiyor hiç kuşkusuz. Bireysel yaşam bayan için yeni istekler yaratan bir proje haline gelirken, cinsel değişim bunların başını çekiyor.”
 
Giddens “Mahremiyet’in Dönüşü” adlı kitabında, Lillian Rubin’in bir araştırma bulgusundan sözediyor. Araştırmaya tarafından: “Erkekler, kadınların cinsel olarak daha elde edilebilir konumda olmalarını çoğunlukla güzel karşılıyor ve uzun dönemli her cinsel bağda entelektüel ve idareli olarak eşitleri olan bir benzeşen istek ediyorlar. Fakat bu tercihlerin içerikleriyle karşılaştıklarında açık ve derin rahatsızlıklar gösteriyorlar. Evlilikten kadınlar önceki kuşaklara göre çok daha fazlasını bekliyorlar. Kadınlar cinsel hoşgörü vermenin yanında almayı da bekliyorlar ve birçok tatminkâr bir cinsel yaşamı doyurucu bir evliliğin çok kayda değer bir gereği olarak görmeye başlamış.” 
 
Bambaşka sosyo-ekonomik ve sosyo-kültürel topluluklarda bu konuda öbür veriler elde edilebilir lakin kadının sosyal ve cinsel yaşamında birşeylerin değiştiği belirlenmiş.
 
Bayan kendi bedeni ile fazla daha ilgili. Alımlılık endüstrisi, estetik cerrahlar, spor salonları, gıda konuları fazlasıyla kadının gündemini işgal etmiş durumda.Kadınlar kendi kariyer planını yaptıktan sonra bundan böyle fazla beğenilmek, üstelik âşık olmak istiyor. Kendi idareli özgürlüğünü kazandıkça da, daha cüretkâr bir biçimde bunu talep ediyor. Evlilik gibi bir kurum bile buna kimi vakit engel teşkil etmiyor. İşin ahlaki kısmı tarşılır ve burada bizim konumuz değil şimdilik fakat kadının tarihsel gelişiminde bugün geldiği noktayı kavramak durumundayız 
 
Ülkemizde genç nesil, cinsel devrimi gerçekleştirme yolunda önceki nesillere tarafından bir hayli yol alsa da, bu konuda bilimsel veriler elimizde olmadan kesin bir yorum yapmak fazla zor. Değişimin yarattığı bir değerler çatışması, sekse fazla anlam doldurma ve bunun sonucu olarak genç kız ve erkeklerde, hatta bunun orta yaşa da yansıdığı bir ilişki terörü de olmakta elbette.
 
Ben bir terapist olarak bu değişimi yalnızca seanslarıma yansıyan yönüyle görüyorum fakat buna karşın cinselliğin kayda değer bir bayan popülasyonunda da hâlâ kuytularında saklı, dışavurumunun suçluluk duyguları yaratacağı kaygıları ile yaşamış, bastırılmış cinselliğin dinç cinsel yaşama müsade vermeyecek dek belirgin, örneğin; unorgazm (orgazm güçlüğü) gibi sorunlara yol açan bir boyutunun da olduğu bir hakiki. Olur Ya kitabı bu kadar sahiplenmeleri bir manifesto! Şayet en kayda değer sorun, serinin ilk kitabı olan “Grinin Elli Tonu”nda kitabın sonuna doğru karşımıza çıkıyor: Anastasia “Biz gerçekten düzüşüyoruz, halbuki ben onunla sevişebilirdim” diyor. Bütün mesele bu; sevişebilmek. 
 
 
*Bu imlâ daha önce ‘Vatan Kitap’ ekinde yayınlanmıştır.